Oktay Sinanoğlu-Bye Bye Türkçe Hakkında |Kitap Yorumu

Finallerin ardından, merhaba bloğum…merhaba canım okuyucularım. Bu hafta, bir zamanlar uzunca bir süre okumak istediğim bir kitap olan Bye Bye Türkçe kitabını yorumlayacağım.

Kitap hakkında söyleyecek çok şeyim var. Bunda kitabın 370 sayfa olmasının payı büyük elbette. İlk söyleyeceğim şey de bununla ilgili olsun: Kitabın 370 sayfa olmasına hiç gerek yoktu. Ben kitabı sevdim, içindeki bilgiler çok değerli. Oktay Sinanoğlu da kendini dünyaya kanıtlamış bir yazar. Fakat bir düşünce bir sayfada verildikten sonra ardı sıra giden sayfalarda bir daha verilmiş. Aynı konuyu her sayfada bir daha okumak can sıkıcı.

Gelelim kitabın konusuna. Türkçe dilinin önemi, dilin doğru kullanılması ve dilin korunması konuları her sayfada işleniyor. 🙂 (Neden güldüğümü anlayanlara selam olsun…)

Bu konular dolaşır durur, dilden dile söylenir aslında fakat biz bunların üzerine düşmeyiz. Kitabı okuduktan sonra ne kadar çok eksiğimin olduğunu fark ettim. Türkçe, gerçekten çok güzel bir dil. Kitaptan öğrendiğime göre matematiksel bir dili var ve kelime türetebilme özelliğe sahip. Bu da Türkçe dilinin bilim dili olmaya yatkınlığını öne çıkarıyor. Kitapta verilen örneğe göre, bilgisayar 1960’ların sonunda 1970’li yılların başında ülkemize ilk geldiği zaman “Bilgisayar”, “Bilişim” , “Bilgi-işlem” gibi kelimeler türetilerek yabancı sözlerin dilimize geçmesi önlenmiş. Gerçekten de baktığımızda Türkçe’nin kelime haznesinin çok geniş olduğunu, kelimeleri türetmede zorluk olmadığını görebiliriz.

Maalesef asırlardır var olan Türkçe’nin bugünkü durumu pek iç açıcı görünmüyor. Bazen Türkçe kelimelerin arasına İngilizce kelimeleri alıyoruz, bazense Türkçesini bırakarak yabancı kelimeleri kullanmayı tercih ediyoruz. Bu yabancı kelimeleri Türkçe sanmamız da cabası. Bye Bye Türkçe kitabında bu, dışarının bize yaptığı bir oyun, bir sömürgeleştirme çabası olarak gösteriliyor. ” Dış mihrakların oyunu” “Çok büyük oyun dönüyor.” gibi söylemlerle çok dalga geçtik, biri bunu söyleyince inanasımız gelmiyor artık fakat bununla çok fazla dalga geçilmesi böyle bir şeyin olmadığı anlamına gelmiyor. Tarih boyunca ülkeler birbirlerine siyasi stratejiler uygulamıştır. Hatta dilleri unutturarak boyunduruğu altına alınan kavimler vardır. Kitapta örnek verilen olay Romalıların Kelt kavimlerini Latinleştirmesiydi.

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkelerini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Şimdi biraz bu işin içine gelelim. Bize bunu kim, nasıl yapıyor? Buralar çok karışık, Türkçe’ nin güzelliğinden konuşmaya devam etsek her şey daha kolay olacak benim için. 😀

Kitaptan bir alıntı ile devam edeceğim.

” Kuvvetle inanıyorum ki bu İngiliz oyunu mutlaka bozulacaktır. Çünkü, Türkçe son birkaç bin yılda birkaç kez böyle saldırılara maruz kalmış, ama kendini kurtarabilmiştir. Şimdi de Türkiye Türkçesi İngiliz; Kazak, Kırgız, Tatar Türkçeleri Rus; Güney Azerbaycan Türkçesi İran dil soykırımı taarruzundan kendini kurtaracaktır.”

Zaten günlük hayatta konuşurken yarı İngilizce yarı Türkçe konuşmamızdan dilimize zarar verdiğimiz gayet açıktı. Bunu havalı gören gençler ve diğerleri için çok üzülüyorum. Ana dili Türkçe olan bir ülkede kabul edebileceğimiz bir davranış değil çünkü bu. Peki sadece kendimizi ifade ederken İngilizce kelimeler kullanarak mı dilimizden vazgeçiyoruz? Yolda yürürken mekan isimlerine dikkat ettiğimizde bunların da İngilizce olduğunu görürüz. Eminim aklınıza böyle mekanlar gelmiştir. Bunu daha önce hiç fark etmezdim, şimdi bilinçli şekilde düşününce bu saçma değil mi? Mekanlarımıza Türk insanı ağırlayıp, tabelasına yabancı isim kullanmak. Bir de üzerimize giydiğimiz kıyafetlerin çoğunun İngilizce olması var. Kitapta buna da değinilmiş. Bu yine düşününce bana yanlış geliyor ama o kadar da büyük bir şey gibi gelmiyor. Bunların bir oyunun parçasına ait olduğuna inanmayabilirsiniz. O konuda benim de kafam karışık. Sadece Türkçe’ ye verdiğimiz değeri gözler önüne seriyor bu örnekler.

Bir şey daha var. Okuyucu kitlemin gençler olduğunu biliyorum. Daha 6 ay önce tercih yapmış biri olarak bölümlerde dikkat ettiğimiz şey İngilizce olmasıdır çoğumuzun. Hatta ben İngilizcesi olan okula giremedim diye üzülmüştüm baya. Tabii başka şeyler de vardı ama bu benim için önemliydi. Kitapta söylenen şey, eğitimin de tüm okul düzeylerinde Türkçe olması gerektiği.

“Anayasaya göre resmi eğitim dili Türkçe’dir. Tayland’ın eğitim dili Tay, Porto Riko’nun eğitim dili İspanyolcadır. Eğitim dilinin yabancı dil oluşu ancak birkaç sömürge ülkelerinde görülür.

Sonuç olarak böyle bir eğitim düzeninde ne yabancı dil, ne fen iyi öğretilmekte, ezberciliğe kaçılmaktadır. Bu arada Türkçe de feda edilmektedir. Bir öğrenci fen konularını en açık kendi dilinde öğrenebilir. Ondan sonra yabancı dili okuyabilecek, terimlerini anlayabilecek kadar öğrenmekte bir zorluk yoktur. Amaç, bir yabancı dili kendi anadilinden daha iyi bilmek değildir.”

Ben bu kısımlarda çok şaşırmıştım. Oktay Sinanoğlu, kitapta en çok bundan bahsediyor. “Türkçe giderse Türkiye gider, yabancı dille eğitimle Türkiye gider.” kitabın kapağında yer alan söz bu. Ben bu sözlere katılıyorum ve bunca zamandır nasıl fark etmedik şaşıyorum. İngilizce öğrenilmesin değil, herhangi bir yabancı dil ülkemizde kendi dilimizin önüne geçmesin. Kitapta başka yabancı dil öğretmenin yollarından bahsediliyor.

Yabancı dil okulları, yabancı dil öğrenme yaz kampları, çeviri okulları, yabancı ülkeler üzerine uzman yetiştirme fakülteleri açalım. Ama genel eğitimde Türk dilini feda etmeyelim. Türk dili bizim benliğimiz ve birliğimizdir.

Bu konu üzerinde kitapta çok fazla bilgi var. Hepsini burada yazamam ama sonuç olarak bu noktada yanlış yoldayız. Değinmek istediğim bir diğer konu Atatürk’ün meşhur sözü. “Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Bu sözün bir önceki kısmı da varmış. “Türk demek Türkçe demektir; Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Ayrıca Atatürk’ ün son nefesindeki sözleri, “Arkadaşlara selam, dil çalışmalarını gevşetmeyin.” olmuş.

Küçüklükten beri hayalim spiker olmak. Türkçe’ye, kelimelere ve konuşmalara çok fazla dikkat ediyorum. Bu kitabı da dil sorunu ile ilgili bilgi sahibi olmak için almıştım. Oktay Sinanoğlu’ nun başarılarını, röportajını, dil konusu hakkında diğer görüşlerini ve Türkçe – Japonca benzerliği gibi konuları merak ediyorsanız daha detaylı bilgiler için kitabı okuyabilirsiniz. Birçok bölümünün şaşırtıcı olduğunu unutmayın.

Ben kitabı sevdim, bilgiler gerçekten değerli ve bilinçlendirici. Sadece fazla tekrar ve sert üslup beni rahatsız etti.

Öneriyor muyum, evet.

Peki siz Bye Bye Türkçe kitabının içerisinde bahsettiğim konular hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konudaki fikirlerinizi çok merak ediyorum. Ayrıca kitabı okuyanlarla da detaylı bir fikir alışverişi yapmayı isterim.

Başka bir yazıda görüşmek üzere…💖

3 comments

  1. Ahmet

    Merhaba yazınızı keyifle okudum. Kitap ile ilgili çok doğru tespitlerde bulunmuşsunuz.
    Ben de kitabı yeni bitirdim. Aynı konuların tekrar edilmesi belki biraz sıkıcı gelmiş olabilir.
    Ancak kitap içeriği itibariyle makale ve söyleşilere çok fazla yer vermiş bu sebeple gündem dil meselesi olunca farklı yıllarda farklı yerlerde hep aynı konular konuşulmuş. Belki de kitabın üzerinden yıllar geçse de içindekileri unutmayacağım. Bu kadar çok tekrardan sonra :). Ayrıca aynı konuyla kitabın farklı bölümlerinde karşılaşmak insanı her defasında başka bir açıdan bakmaya sevk ediyor. Kitabı çok beğendim. Okumak isteyen arkadaşlara tavsiye ederim.

    1. Melikenagac

      Yorumunuz ve kitap hakkındaki düşüncelerinizi paylaşarak gerçekleştirdiğiniz katkı için teşekkür ederim. Ben kitabı okuduktan sonra uzun süre düşündüm. Ve kitaba dair bazı temkinli düşüncelerim var çünkü içinde yanlış verilen bir bilgi var. Bu beni diğer bilgilerin doğruluğu hakkında şüpheye de düşürdü. Kitabı yeni okuduğunuz için belki aklınızda kalmıştır Hatay şehrindeki eğitim dili ile ilgili bir paragrafta ” Unutmayalım ki Fransızlar 1. Dünya Harbi’nden sonra Antakya’yı aldıklarında ilk işleri Türk okullarının eğitim dilini, tüm derslerde Fransızcaya çevirmek olmuş. Tabii Atatürk Hatay’ı kurtardığında dersler gene Türkçe olmuş. Acaba şimdi Hatay’ da kaç tane gerçek, yani Türkçe dilli Türk okulu kalmıştır? Yoksa çoğu “Anadolu Lisesi”, “Kolej” filan mı olmuştur?” (Syf 104) Ben 17 yıldır Hatay’ da yaşıyorum hala da buradayım ve rahatlıkla verilen bilginin yanlış olduğunu söyleyebilirim. Hatay’da eğitim dili İngilizce olan okul yok dersler türkçe olarak işleniyor. Dilimizi konuşmak kadar ne konuştuğumuz, ne yazdığımız da çok önemli. Bu kitap bu konuda çok eksik kalıyor bence. Kitap hakkında daha birçok şey söyleyebilirim uzun bir süre kitap kafamın içinde yer etti çünkü. Yine de birçok eyin farkına varmada çok yardımcı oldu bana. Sorgulamadığım pek çok şeyi sorguladım.

  2. Ahmet

    Aslında yazar orada net bir kanı ortaya koymamış. Acaba , yoksa gibi kelimeler ile cevabından emin olmadığı soruları okuyucuya aktarmış. Kesinlik bildiren bir dil kullanmamış bir nevi varsayımda bulunmuş. Sadece Hatay’da değil ülkemizin her yerinde bahsettiği tüm okullarda eğitim dili Türkçe esasında. Tabi burada verilen eğitim hakkında bilgi sahibi olmadığım için misyoner okulları olan özel kolejleri ve bazı üniversiteleri ayırıyorum. Dil soykırımı konusunda yazarın tespitlerini doğru ve yerinde buluyorum. Bugün eğitim dili Türkçe olan okullarda bile dil bilgisi konuları üzerinde ne kadar duruluyor, doğru yazma ve doğru konuşma noktasında öğrenciler nasıl eğitiliyor? Ancak yine aynı okulların verdiği yabancı dil derslerinde dil bilgisi konularında öğrenci daha hevesli davranıyor.
    Aslında sonuca baktığınızda ne tam anlamıyla Türkçeye hakim ne de işine yarayacak kadar İngilizce bilen bir nesil ortaya çıkıyor.
    Kitabı okumuş birisiyle kitap hakkında konuşmak farklı bakış açılarını görmek çok iyi oldu. Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.